27 Eylül 2021 Pazartesi

Ölüm Gerçeğinin Gereksizliği

Her an her yerden "Nasılsa ölüp gideceğiz, takma bu kadar!" gibi nasihatler alabilirsiniz. Biraz düşününce mantıklı gibi gelir. Bir daha sonsuza dek hatırlanmayacağın bir gerçeklikte en büyük derdin ne olabilir ki?

İnsanların bu şekilde düşünme arzusunu anlıyorum. Ortada fiziksel bir acı yokken, patronun fırçalaması, okulun uzaması ya da sevgilinin terk etmesi gibi durumlar ortalama bir insan için büyük zihinsel acılara neden olabilir. Bunlar büyür, psikolojik sıkıntılar bedenine de zarar vermeye başlar. Bir çeşit savunma mekanizması olarak bazen ben de kendi kendime "Zaten hiçbir şeyin anlamı yok." diyorum.

Fakat bu mantıken doğru mu? Hayır. İstediğiniz felsefi akımı savunun, farklı dinlere inanın ya da inanmayın. Toplum denen bir gerçek var. İnsanın yüz binlerce yıldır süregelen ihtiyaçları ve bunları elde etmek için uyması gereken kurallar var. 

Çoğu insan mutluluk kavramı, hayatın anlamı veya evrimsel gerçekler hakkında düşünmez. Yüzeysel bir hayat yaşar; ailesinin dinine inanır, dünya görüşüne yakın biriyle evlenir, çocuk yapar, torun sever ve dünyaya veda eder. Bu insanlar için toplumsal kurallara uyum sağlamak ya da herkesin izlediği hayat çizgisini takip etmek oldukça normaldir. Peki ya diğerleri? Varoluşsal sancılar çekip tüm sınırları sorgulayan insanlar özgürleşmiş midir? Yine hayır.

Evrende kutsal bir amaç olmadığını düşünen birini ele alalım. Ölüm yok olmak gibi bir anlam ifade ediyor. İnsan da diğer hayvanlar gibi üremeye programlanmış. Hiç kadar kısa bir süre sonra tarihten silinip gideceksin. Hatta belki gezegenin, güneş sistemin, galaksin bile tarihten silinecek. Şimdi ne değişti? Evet, gerçekten bu tarz düşüncelerden sonra intihar eden, ölmeyi bekleyen ya da vahşi hayvanlar gibi yaşamaya başlayan kişiler var. Fakat bunların sayısı o kadar az ki istisna durumuna düşüyorlar. İstisnaları konuşmuyoruz çünkü her fikrin uç noktalarına ulaşmış azınlıklar mevcut.

Hiçbir şeyin anlamı olmasa da yarın erken kalkacağım. İşe başlayıp, toplantılara katılacağım. Okula gideceğim. Belki biraz anlaşılmadığımdan, derin bir yalnızlık ve duygusal acılar çekeceğim. 
Anlamı olsa da olmasa da ne fark eder ki? Ölmeyecekmiş gibi yaşamaya evrildik. Böyle olmasaydı zaten tür bugünlere ulaşmazdı. Hayatta kalmak ve üremek en büyük amaçlarımız. Geri kalan her şey de bu amaçlara giderken ayaklarımızı bastığımız yollar. 

Hayatta kalmak en temel içgüdüyse, ölecek olmanın bir değeri yoktur. Belki eskiden önemli olduğumuzu sandığımızdan, ara sıra, varoluşsal krizler geçiririz. Yine de kendi minik dünyamızda iyi bir eş, maddi güç, saygınlık gibi kendi yarattığımız kavramlar uğruna son raddeye kadar çalışırız. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder